80 Milyonluk Türkiye’nin,ekonomik,sosyal ve kültürel olarak en gelişmiş en kalabalık nüfusunun yaşadığı bölgesi olan Marmara bölgesinin’nın incisi Erdek,hak ettiği hizmetleri alarak, Türkiye’nin en refah ve mutlu insanlarının yaşadığı ilçeler arasına girmek zorundadır.

Bu hedefe ulaşabilmek için öncelikle Erdek‘i her yönüyle tanımak ve incelemek gerekir.

Güzel ilçemiz Erdek’in yönetimine talip olacak kadroların oluşturacakları tüm program ve projelerin çıkış noktası, Erdek’in gerçekleri ve özellikleri olmak zorundadır. Konulacak hedeflere ulaşabilmek içinde Erdek’te yaşayan her yaş grubundaki insanların bu hedeflere inanması ve desteklemesi gerekir.

21.yüzyılda Erdek in Türkiye’de ve Dünyadaki yerini tespit için beş ana başlıkta Erdek’i mercek altına aldık.

  1. COĞRAFİ KONUMU
  2. İKLİMSEL VE DOĞAL ÖZELLİKLERİ
  3. TARİHSEL BİRİKİMİ
  4. EKONOMİK ÇEŞİTLİLİĞİ
  5. İNSAN GÜCÜ

İşte Tanrının Erdek’e bahşettiği bu özellikler ancak dürüst, eğitimli, çalışkan ve becerikli kadrolar elinde değerini bulacak ve Erdek 21.Yüzyılın zengin ve güçlü Türkiye’sinde hakkettiği yeri alacaktır.

 

Kapıdağ Yarımadası Marmara Denizinin ortasından başlayarak, güney kıyısı, küçük Asya Kıtası Bandırma sahillerine 1500 m. Dar bir toprak parçası,(tombolo) berzahla bağlıdır.

Bu gün Erdek İlçesinin sınırları içinde kalan bölgede tarih boyunca Kyzikos, Artake, Prokonesos isminde üç site şehir devletinin bulunduğunu, ünlü tarihçi Herodot ’un eserlerinden öğreniyoruz.

Herodot, Kapıdağ Yarımadasındaki (Arktonesos) şehir devletlerinden bahsederken, Kyzikos ve Artake ’nin, Kapıdağ Yarımadası üzerinde Prokonesos’ un ise Paşalimanı Adasında daha sonrada Marmara Adasında kurulduğunu bildirir.

ERDEK İLÇE SINIRLARINDAKİ TARİHİ KENT VE ALANLAR

  • I.ARTEKA
  • II.KYZİKOS ANTİK KENTİ
    • a.Argonotlar destanı
    • b.Tarihi olaylar
    • c.Kyzikos sur duvarları
    • d.Kyzikos limanları
    • e.Akropol
    • f.Hadrianus tapınağı
    • g.Anfi tiyatro
    • h.Tiyatro
    • i.Bouleterion
    • j.Güney agora
    • k.Hadrianus agorası
    • l.Metroon
    • m.Mermer anıtlar
  • III. ZEYTİNLİ ADA
    • SEYİTGAZİ
    • APOSTOL
    • PALATA ÇEŞMESİ
  • VII. TAVŞANLI ADA
  • VIII. MUHLA KALESİ
    • KİRAZLI MANASTIR
    • NARLI KİLİSESİ
    • PAŞALİMANI

ARTEKA ANTİK KENTİ

Bugün şehrin eski yerini bildirecek en ufak bir işaret bile kalmamıştır. Georgios eserinde Kyzikos un aşağıdaki pasajında bahsettiği bölgenin Erdek in en eski mevkiini değilse bile Miletos kolonisinden sonra kurulduğu yeri göstermesi muhtemeldir.

Görülüyor ki Erdek şurada burada izlerine rastlanan kadim şehrin yıkıları üzerinde kurulmuştur. Ahalinin rivayetine göre camii bulunduğu deniz kıyından başlayan bu duvarlar hemen hemen düz bir çizgi halinde kasabanın ortasına kadar devam eder ve Cura denen yerin karşısına iner. Oradan sahil boyunca uzanarak camide birleşirdi ki kabaca üçgeni andırır bir bölgeyi içine almış olacaktır.

Halkın bir kısmı da Erdek in Ayios Simeon ile bugünkü kasaba arasındaki yerde inşa edildiği fikrindedir. Burası şimdi Kanava adı ile bilinen bölgedir.

Elimizde başka belge ve arkeolojik kalıntı olmadığına göre 19.yüzyıl başındaki Erdek halkının rivayetlerine dayanan yukarıdaki sınırların Erdek’in eski yerini çevrelediğini kabul etmek zorundayız. Şimdiki çarşı camiinin bulunduğu mevkiin hala Porta (kapı) adı ile anıldığını da hatırlayınca eski iskelenin gerisinde ki Cumhuriyet Meydanından Pazar yerinin sonuna kadar devam edip CURA ya yönelen surların burada bir kapısı bulunduğu tahmin edebiliriz.

Şu duruma göre evvelce Yalı mahallesinin kuzey bölümünün ihtiva eden üçgen biçimindeki surlar içinde bulunan şehrin daha sonra bu duvarların dışına taştığı ve Kanava bölgesi gerisindeki tepelere doğru geliştiği anlaşılıyor. Kasabaya hakim olan bu tepelerdeki bir bağda Texier ve Cuinet ‘nin gördükleri gayri muntazam ve umumiyetle beyaz mermerden yapılmış duvarlarda bu kanaati desteklemektedir.

KYZİKOS ANTİK KENTİ

 

Kyzikos şehir devleti kısmen Kapıdağ berzahına uzanmış, kısmen eskiden Artonoros denilen yüksek dağların, yeşil eteklerine yaslanmıştır. Arkasında Dindimon ’ un bu günkü Adem Kaya ve Dede Dağlarının yüksek ve ormanlık tepeleri vardır.

Kyzikos Şehri, bir kolu ile doğudan (Panaromos) Bandırma Körfezi’nin mavi denizini, öteki kolu ile de batıdan (Artake) Erdek Körfezi’nin ışıklı sularını kucaklar.

Bu bölgeye yerleşen en eski toplulukların, Dolianlar olduğunu da antik coğrafyacı Strabon bildiriyor. Dolianlar ’ın, Yunanistan da ki Tesalya ’dan buralara göç etmiş olduğu bildirilmektedir.

Mitoloji de Yunanlıların, meşhur Argonotlar Destanında adı geçen Dolianlar ’ın Kralı genç Kyzikos Kralı, Tesalyalı bir kahramandır.

Değişik tarih kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Kyzikos ve Arteka (Erdek) M.Ö.VIII yüzyıldan başlayarak milattan sonra Osmanlılara kadar geçen tarihi dönemlerde, on defa el değiştirerek başka ulusların egemenlikleri altına girdikleri yazılmaktadır. Bu bölgede Trakyalılar, Makedonyalılar, Lidyalılar, Persler, Ispartalılar, Penepososlular, Frigyalılar, Romalılar ve Bizanslıların egemenlikleri altında kaldıkları, en son ise 1339 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın ilk Rumeli seferine çıkışında bu bölgenin fethedilmesi ile Osmanlılara Türker’e geçtiğini öğreniyoruz.

İşte bu açıdan bakıldığında, Kyzikos ’ta ve Artake (Erdek)’de her dönemin , her değişik eski ulusların egemenliklerinden kalan kültür ve sanat mozaiğini bir arada bulmak , görmek mümkündür. Böyle bir toplu tarih mozaiğini başka bölgelerde görmek mümkün değildir.

Kyzikos ve Erdek’in, özellikle M.Ö. 330-333 yıllarında Helenistik çağda ve yine Roma dönemlerinde mimari, sanat ve heykeltıraşlık alanlarında erişilmez bir düzeye ulaştığını, Kapıdağ ’ın da çıkarılan rengarenk mermerleri, büyük bir ustalıkla nakleden Kyzikos lu heykeltıraşların dönemlerin birçok kral ve imparatorluklarına saraylar , saray süslemeleri , dönemin tanrıları adına , tapınaklar ,mezar süslemeleri , sütun başlıkları , köprüler ve su kemerleri yaptıklarını , tarihi belgelerden öğreniyoruz. Dünyanın sekizinci harikası kabul edilen Kyzikos ’taki Hadrianus Tapınağı’nın da İmparator Hadrianus adına Kyzikos’ lu mimarlarca yapıldığı tarihi kayıtlarda yer almaktadır. Bugün Ege’de Efes, Söke’de Miletos, Bergama ve Atina’daki çeşitli mabetlerin sütun başlıkları ve süslemelerinin Kyzikoslu mimarlarca yapıldığı bilinmektedir. Efes antik kentinin giriş kapısı bunlardan biridir.

Kyzikos, bilim ve kültür alanında tarihlere ışık tutacak düzeydedir. Dönemin en ünlü filozofları, matematikçileri, astronomi bilginleri, ünlü tarihçi ve edebiyatçıları, zamanın en ünlü coğrafyacısı ve deniz bilimcisi (Kaşif Evdoksiyos) Kyzikos ’ta yetişmiştir. Kyzikos ’un jimnazyolarında, birçok kralların prenslerinin eğitim gördükleri de tarih kaynaklarında yer almaktadır.

Bu yabancı tarih yazarlarının başında, Hasluk, Starbon, Hamilton, Joubin, Teksiyer, Pleniyus gibi çeşitli tarih bilimcileri gelmektedir.

Yine Osmanlı dönemindeki yazarlardan da, Solakzade Mehmet Efendi’nin tarih eseri, Uzun Çarşılı Karesi tarihi, Osmanlı tarihi, Evliya Çelebi İbn-i Derviş Seyahatnamesi gibi birçok belli başlı eserlerde de Erdek’in eski tarihi açık bir şekilde yer almaktadır.

İnsanlık aleminin ilk neolitik çağı, taş devrinden başlayarak günümüze kadar uzanan yedi bin yıllık geçmişinde Erdek kesintisiz bütün medeniyetlerin yerleşim merkezlerinden birisidir. Bu kadar eski, görkemli tarihi mazisini, tarihin derinliklerinde bırakıp gelen Kyzikos ve Erdek, Bizans dönemlerinde de Bizans’ın, kanyak, şarap, zeytin, zeytinyağı, balık ve ipek deposudur.

Osmanlı döneminde ise Erdek’in en güzel, en açık bir şekilde Evliya Çelebi’ nin Seyahatname isimli eserinden öğreniyoruz. 1639 yılında Erdek’e iki kez gelen Evliya Çelebi Erdek’in tahtani ve fevkani iki katlı evlerinde, hanları, hamamları, dört mihrap camilerinden, 25.000 dönüm bağlarından, misket üzümünden, dokuz çeşit şarabından bahseder. Yine Evliya Çelebi’ nin ilginç bir anısı da bugün Erdek Limanında bulunan küçük Zeytinli Ada ile ilgilidir. Evliya Çelebi Zeytinli Ada ile ilgili şöyle bahsediyor;

“Bu Erdek’in karşı garbinde bir mil bait derya icere taam sofrası kadar bir yerde kaynar bir ılıca suyu vardır ki adem içine girmeyi tahammül edemeyip deryaya karıştığı yerde gusül ederler. İki turlu hasai kudret suyu birleşince gusül edenler hayati cavidanı bulurcasına memnun ve sıhhatli vücut olurlar”, satırları ile Zeytinli Ada’ da ki şifalı sulardan bahsediyor.

Kyzikos antik kenti, Balıkesir İli Erdek İlçesi sınırları içinde, antik dönemde Arktonnessos (Ayı Adası) ya da Arkton Oros (Ayılar Dağı) olarak anılan Kapıdağı Yarımadası’nın ana kara ile birleştiği kıstağın güney ucuna yakın kısımda, Erdek-Bandırma karayolu üzerinde, Erdek’ten 8 km. doğuda yer almaktadır. Kente ait kalıntılar kuzeyde Dindymos (Ayı Dağı), Hamamlı ve Belkıs (Yeniköy) köyleri, batıda Düzler köyü, güneyde Düzler köyü ve Marmara Denizi, doğuda Aşağıyapıcı köyü ve Bandırma Körfezi ile çevrilidir.

Antik yazarların çoğunun adından söz ettiği kent hakkındaki ilk incelemeler 1431 ve 1444 yıllarında Anconalı Cyriacus tarafından yapılmıştır. Kentin ve yapıların tanımlanması yönünde bu tarihten sonra da bazı incelemeler yapılmıştır. Bunların arasında 19. yüzyılda Marquardt-Grigoriadis, 20. yüzyılın hemen başlarında R. de Rustafjell, F. W. Hasluck ile A. E. Henderson’un yaptıkları çalışmalar sayılabilir. Ancak bilimsel anlamda ilk çalışma E. Akurgal tarafından 1952 yılında başlatılmasına karşın kısa sürmüştür. Sistemli ilk arkeolojik çalışma ise, 1988 yılında burada yüzey araştırmasına başlayan, Prof.Dr. Abdullah YAYLALI tarafından 1989-1997 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarıdır.

  2006 yılı kazı çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanarak Bakanlar Kurulu Kararı ile başlatılacak kazılar arasına alınması sağlanmıştır.2006 yılında resmi kazılar başlamıştır. 2006-2007-2008 Yılında yapılan kazılar sonrasında çok önemli buluntular bulunmuştur.

    İlk baharda, toprağın kahvesinin nasıl yeşile döndüğünü ve her gün açan çiçeklerin renk cümbüşünü görmek lazım,

Yaz akşamlarında, Serinlemek için denizin içine girercesine güneş kızarırken ufukta, gurubunu görmek lazım,

Sonbaharda ,eylülde, yeşil kızarırken, kızıl sararırken görmek lazım,

Görmek lazım renklerin dansını, görmek lazım bu senfoniyi,

Cehennem sıcağında değil üfür üfür Erdek melteminde huzur bulmak lazım.

İşte bu güzellikleri insan oğlu 2700 yıl önce keşfetmiş ve Kapıdağ yarım adasında renklerin senfonisi kadar romantik ve doğanın ihtişamına meydan okurcasına görkemli medeniyetler kurmuş.

Argonotlar Destanı

Orkhomenos kralı Athamas ın, karısı Nefele ( bulut)den, Firiksos (yağmur) adlı bir oğlu ve Helle (ışık) isimli bir kızı olur. Ancak Athamas Nefele den ayrılır ve İno ile evlenir. Ülke o sıra kuraklıkla kavrulmaktadır. Kralın çocuklarını yok etmek isteyen yeni kraliçe İno yağmur yağması için Firiksos u yani oğlunu tanrı Zeus a kurban etmesini ister. Bunun üzerine tanrı Apollon çocuklara altın postlu bir koç gönderir. kardeşler bu koçun üstüne binerek kaçarlar, ancak bir boğazdan geçerken fırtınaya yakalanırlar ve Helle denize düşer Firiksos Helleyi tüm çabalarına rağmen kurtaramaz. Çaresi bir şekilde helle nin boğulmasını seyreder. Bu boğaza o günden sonra Hellespontos ( Çanakkale boğazı) denir. Firiksos acı iel yoluna devam eder ve Kalkis e varır orada koçu kardeşinin anısına kurban eder ve postu orada bırakır.

Sonrasında her iktidar çekişmesi ve her doğal afet sonrası altın postun bulunması ile felaketlerden kurtulunacağına ve postu bulanın büyük bir iktidar gücü oluşturacağına inanılır. Yine böyle bir felaketler zinciri sonrasında İason isimli bir kahraman Yunanistan’daki iktidar çekişmelerine ve felaketlere son vermek amacı ile altın postu bulmaya karar verir. Tanrıça Athena nın da yardımı ile bir tekne yaptırır. Bu tekneye ARGO denir.Bu gemiyle altın postu bulmak için yola çıkarlar.

Argonotlar Hellespontos boğazını geçerek bugünkü Erdek sahillerinde bulunan Arteka çeşmesine gelirler. Genç kral Kyzikos Argonları Kyzikos a davet eder. Şereflerine şenlikler düzenlenir.

Kral Kyzikos un karısı Kleite argonları bizzat ağırlar. Argonotlar gemilerini limanda Herakles (herkül) emanet ederek Dindimon (Kapıdağı) dağına çıkarlar. Bu sırada tanrı Hera nın ejderleri limana saldırır ama Herakles (herkül) onları öldürür.

Dindimon dönüşü Argonlar uygun bir rüzgarla denize açılırlar. Fakat gece basınca fırtına çıkar ve yollarını kaybederek karaya çıkarlar. Çıktıkları kara Kyzikos un doğu tarafıdır. Gece karanlığında ve karmaşa içinde birbirlerini tanımazlar ve Kyzikos lularla Argonotlar arasında gece boyunca kanlı bir savaş olur.

Bu savaşta Kral Kyzikos genç yaşta ölür. Sabah olduğunda her şeyin farkına varılır ancak iş işten geçmiştir. Argonlar ve Kraliçe Kleite günlerce ağlarlar ve yas tutarlar. Kraliçe Kleite dayanamayıp intihar eder. Göz yaşlarından bir pınar oluşur ve hala onun ismiyle anılır.

Daha sonra bu derenin üzerine bugünde kalıntıları mevcut olan amphitheatre inşa edilmiştir. ROMA döneminde inşaa edilen bu amphitheatre dere üzerinde inşaa edildiği için içinde su birikmesi sağlanan ve içinde su savaş oyunlarının oynandığı dünyadaki tek örnektir.

Hadrian Tapınağı

     Tapınak, Bandırma-Erdek karayolu üzerindeki Düzler köyünün girişinde, yolun hemen kuzeyinde yer almaktadır. Zemin katını oluşturan galerilerin bir bölümü günümüze gelen Hadrian tapınağı, kenti ziyaret eden antik araştırmacıların en fazla dikkatini çeken yapılardan biridir. 120×180 m ölçülerinde, yaklaşık 6-8 m yüksekliğinde tepe görünümündeki tapınak alanı, bodur çalı ve defne ağaçları ile kaplıdır. Yapılan kazı çalışmaları ile tapınağın güneydoğu kısmı büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır.

Tapınağın güney doğu kısmında krepis ve mermer döşeli zemin, frizler, korinth sütun başlıkları, sima ile diğer kısımlara ait eserler parçalar halinde ortaya çıkarılmıştır.

M.S. 1. yüzyılda inşasına başlanan tapınak ile ilgili ilk bilgileri M.S. 2. yüzyıl yazarlarından Skolast Lucianus’dan elde ediyoruz. Mali sıkıntılar nedeniyle inşası uzun zaman devam eden tapınağın, İmparator Hadrian’ın yaptığı yardımlarla tamamlandığını Lucianus’dan öğreniyoruz. Ancak burada daha önce bir tapınağın olduğunu bildiren başka kaynağa sahip olmadığımız gibi kazılarda da bunu gösteren kalıntı henüz ele geçmiş değildir.

Araştırmacılar M.S. 123 yılında meydana gelen deprem üzerine İmparator Hadrian’ın M.S. 124 yılında Kyzikos’a geldiğini, kentin ve tapınağın tahrip olduğunu görerek maddi yardımda bulunması üzerine kentin onarıldığını ve tapınağın da inşasına başlandığını kabul ederler.

Olasılıkla ilkin Jupiter (Zeus) adına yapılan tapınak, parasal desteği nedeniyle İmparator Hadrian’a adanmış olmalıdır.

Mimar Aristainetos’un denetiminde yapılan, 8×15 sütunlu, pseudodipteros planlı, korinth düzenindeki bu tapınak doğu-batı yönünde uzanan yedi galeri üzerine inşa edilmiştir. Bu gün yalnız üç galeri görülebilmektedir.

M.S.167 yılında Filozof Aristeides’in Kyzikos’da tapınağın açılışında yaptığı konuşmada “Evvelce gemiciler dağların şekillerine bakarak adaları birbirinden ayırıyorlardı. Şimdi tapınağınız dağların yerine geçti. Şehriniz fenerlere ve işaret bayraklarına gerek kalmadan gemicilere yol gösteren tek şehirdir” demesi de tapınağın görkemini vurguluyor.

Sokrates, tapınağın sellasında yer alan Hadrian heykelini Olympos’un 13. Tanrısı olarak anar. Aristeides’in Hadrian tapınağının kuzeyindeki Agora’da M.S.167 de yaptığı bir konuşmada tapınağın alınlığında yapının Hadrian’a ithaf edildiğini belirten yazıtın olduğunu bildirmektedir.

Gerçekten de arkeolojik bulgular bu söylevi doğruluyor.

Tapınak Atina da aynı dönemde yapılan akropolden yaklaşık 10 m daha yüksektir. Her bir sütunu 2.60 m çapında ve 26 m yüksekliğinde yekpare olarak yapılmıştır. Böyle bir sütunu o günkü teknoloji ile yapmak ve yerine koymak hayret vericidir. Bu ölçüdeki otuz altı sütun dan oluşan bina 76.81m uzunluğunda ve 41.15 m genişliğindedir.

Bu özelliklerle dünyanın 8. harikası olarak kabul edilmektedir. 

Amphitheatre

Amfiteatr kentin kuzeyindeki sur duvarlarının kuzeybatı dışında, Belkıs ve Hamamlı köyleri arasından akan eski adı Kleite olan derenin yatağında yer almaktadır. Halkın “Kaleler mevkii” olarak isimlendirdiği bu yapının birkaç tonozuna ait bazı ayaklar dışında diğer bölümleri tahrip olmuştur. Amfiteatr dik dere yatağına inşa edildiği için oturma basamaklarının doğu ve batı kısımları toprak zemine oturtulmuştur.

Dıştan dışa 155 x 180 m ölçülerinde, elips şeklinde olan yapının doğu ve batı yöndeki oturma basamaklarının alt kısımları toprağa, dere yatağından dolayı güney ve kuzey yönlerdekiler ise güçlü ayakların taşıdığı tonozlar üzerine oturtulmuştu.Yaklaşık 40 000 kişilik bir arenadır.

Antik dönemin önemli kentlerinden biri olan Kyzikos’da, büyük ölçüde kalıntılarının ayakta olması nedeniyle, erken dönemden itibaren kente gelen seyyahların ilk dikkatini çeken yapılardan biri amfiteatr olmuştur.

Kyzikos Amfiteatr’ının inşasına da M.S. 124 depreminden sonra başlanmış olmalıdır. Olasılıkla bu depremden önce aynı yerde bulunan ve yıkılan yapının yerine inşa edilmeye başlandı ve M.S. 155 de meydana gelen Bandırma ve çevresini etkileyen depremden sonra onarılmış veya tamamlanmış olabilir.

Amphitheatre Roma daki kolleziumla yaklaşık aynı büyüklükte olup dere yatağına kurulduğu için içinde su depolanabilen ve su savaş oyunlarının yapılabildiği havuzun oluştuğu dünyadaki tek örnektir.

Bu gün Roma ‘daki Kollezium’da da su depolanıp depolanmadığı araştırmacı ve arkeologlar tarafından ispat edilmeye çalışılmaktadır. Ancak o kadar suyun Roma ‘daki Kollezium’a getirilmesi hem su kaynakları açısından hem de taşınması açısından mümkün görülmediği için ispatlanamamıştır.

Tiyatro

     Kentin kuzeye doğru yükselen alanından yararlanılarak, sahne binası güneyde yer alacak şekilde, akropolün güneydoğusuna inşa edilmiştir. Günümüze gelen kalıntılardan ancak tiyatronun sınırları belirlenebilmektedir. Buna göre yarım daireyi aşacak şekilde planlanan orkestranın önünde sahne binasının kalıntıları yer almaktadır.

Kyzikos Tiyatrosu doğal araziye oturtulmuş olması ve orkestranın yarım daireyi biraz geçmiş olması ile tamamen Hellenistik özellikler göstermektedir. Burada kullanılan granit taşlar kent içinde bulunan taş ocaklarından temin edilmiştir.

Yaklaşık 10000-15000 kişi kapasiteli olduğunu sandığımız, dıştan dışa kaveası 145 m, orkestrası 55 m çapında olan tiyatronun orkestradan kaveanın en yüksek noktasına yüksekliği ise yaklaşık 20 m’dir.

Tiyatronun ilk inşa evresine ait yazıt, duvar kalıntısı veya bezeme bulunmadığından, konumu nedeniyle Hellenistik dönemde ilk olarak inşa edildiği söylenebilse de tarihi kesin olarak belirlemek olanaksızdır.

Sahne binasının bulunduğu kısımdaki kalıntıların fazlalığı bunun iki veya üç katlı olabileceğini göstermektedir. Tespit edilen bezeme parçaları tiyatronun, en azından sahne binasının özenle yapılmış görkemli bir yapı olduğunu kanıtlamaktadır. Tiyatronun orkestra kısmında, küçük parçalar halinde, Roma dönemine ait mimari bezeme parçaları bulunmaktadır.

Bouleterion (toplantı binası)

  Kentin güneydoğusunda, Panormos limanının kuzeybatısında yer alan yaklaşık 75×75 m ölçülerindeki bu yapıdan günümüze gelen, doğudaki giriş kapısının iki yanındaki duvar kalıntıları ile güneybatı köşesinde tespit edilen tonoz parçasından ibarettir.  Doğudaki girişin iki yanında tespit edilen duvarlar ile güneybatı köşedeki 4.40 m genişliğinde, yalnız 12.00 m uzunluğundaki tonozun bir bölümü dışında, bu yapının diğer kısımlarına ait duvarlar yalnız yıkıntı halinde günümüze ulaşmıştır.

Güney Agora(ticaret ve toplantı yapılan açık alan)

  Hytos limanının doğusunda, kenti güneyden kuşatan surun bitişiğinde yer almaktadır. Sur duvarı aynı zamanda Agora’nın güney duvarı olarak kullanılmıştır.

İçinden güney-kuzey yönünde tarla yolunun da geçtiği agoranın içten içe güney kısmı 220 m, kuzeyi 225 m. uzunluğunda, genişlik ise doğuda 67 m, batıda 75 m’dir. Ölçülerinden de anlaşıldığı gibi yaklaşık dikdörtgen planlı agorayı, güney hariç diğer üç yönden çeviren duvarın genişliği yaklaşık 2.00-2.50 m arasında değişmektedir.

Hadrian Agorası

     Antik kentin batısında, Hadrian tapınağının ise kuzey batısında yer alan Agoranın yaklaşık 82.50 m genişliğinde olduğu tespit edilmesine karşın, aşırı tahrip nedeniyle uzunluğu belirlenememiştir. Çünkü agoranın kuzey, güney ve batı sınırlarını oluşturan duvar parçaları bulunmasına rağmen, doğu sınırını belirleyecek duvar kalıntısı tespit edilememiştir. Batı duvarın kuzey bitimine ait iki sıra halinde iki bazalt bloktan oluşan köşe kısmı bulundu. Agora, Hadrian Tapınağı’nın kuzeyi boyunca devam etmiş olmalıydı.

Metroon (kutsal alan)

  Kentin güney surları yakınında, Bouleterion’un batısında ve Panormos limanının kuzeydoğusunda yer alan yapı kuzeydoğu-güneybatı yönlerinde uzanmaktadır. Yapı uzun süre eski eser kaçakçıları tarafından yağmalandığından, bugün görülebilen eserler onarılamayacak derecede küçük parçalara ayrılmıştır.

Mezar Anıtları

     Kyzikos nekropolleri bu güne kadar sistemli şekilde araştırılmamıştır. Nekropoller genellikle antik kentlerin dışında yer aldığı için, çoğunluğu kaçak kazılarla tahrip edilmişlerdir. Kyzikos nekropolü için de aynı şey söylenebilir.

Kyzikos nekropolleri kentin güneyinde ve ağırlıklı olarak batısında yer almaktadır. İki nekropol alanında da daha çok lahit ve lahit parçaları bulunmuş olup, Roma dönemine aittir. Hellenistik dönemde nekropol kentin batısında yer almış olmalı.

1988 çalışmasında belirlenen eserler arasında ilk sırayı mezar stelleri almaktadır. Bu çalışmalarda, bir kısmı Pfuhl-Möbius tarafından yayınlanan, otuzu aşkın stel tespit edilmiştir. Mezar stellerini burada tek tek değerlendirecek değiliz. Lahit ve anıt mezar olabilecek kalıntılar üzerinde duracağız.

Kyzikos’da araştırma yapanların bulmak istediği mezar anıtların en önemlisi kente adını veren Kral Kyzikos’un mezarıdır. Argonautlar mitolojisinde adı geçen bu Kralın, Erdek’ten Bandırma’ya giderken, Çanakkale yol ayrımından sonra yolun solunda yer alan tümülüste gömülü olduğu kabul edilir. Ancak bu güne kadar kazılmadığından buranın Kralın mezarı olup olmadığı kesin olarak bilinemiyor.

Mezar buluntularından sonra ikinci sırayı lahitler almaktadır. Kentin güneyindeki birkaç parçası dışında lahitler çoğunlukla batıdaki nekropol alanında bulunmuşlardır.

ÇİFTE OLUK (APOSTOL)

Ayios Andrças kilisesinin yıkısının ve Patrik Yoakim II’nin Kyzikos metropolitliği sırasında yaptırdığı köşkün bulunduğu, bugün Ayındrıya denen tepenin kuzey-batısında, daha alçak bir bayırda küçük bir koruluktaki yüksek ağaçların gölgelediği bir çeşme ve bazı bina kalıntıları mevcuttur. Vaktiyle burada Ayia Apostoli isminde ufak bir kır kilisesi vardı. Yaşlı bir çınar ağacının dibinden kaynayan berrak su, geçen yüzyılın sonlarına doğru bir hazne içine alınmış ve az ilerde yapılan çifte oluklu çeşmeden akıtılmıştır. Çeşmenin yalağına dikkat edilirse mermer bir lâhitten ibaret olduğu fark edilir.

A p o s t o l’dan denize doğru inen yola sapınca soldaki ilk bağ evinin bahçesinde, büyük ve oldukça güzel bir mermer sütun başlığı durmaktadır.

İlçemiz Atatürk Mahallesi’nde 4068.00m² yüzölçüme sahip mülkiyeti Belediyemiz adına kayıtlı tapunun pafta:18, ada:118, parsel: 9 nolu taşınmaz, 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarımsal Niteliği Korunacak Özel Mahsul Alanına” isabet etmekte olup; uzun yıllardan beri mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 25/12/2004 tarih ve 525 sayılı gündeminde 9 nolu taşınmaz, “I.Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescil edilmiştir. Konu, Zabıta Müdürlüğünde 05/01/2005-04/02/2005 tarihleri ile Atatürk Mahallesi Muhtarlığında 06/01/2005-07/02/2005 tarihleri arasında ilan edilmiştir.

Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirilmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü’nün bila tarih ve 1040-11190 sayılı yazısında; Atatürk Mahallesi 18 pafta, 118 ada, 9 nolu parselin, I. derece Doğal Sit alanları Erdek Kapıdağ Yarımadası Çevre Düzeni Planı, plan hükümlerinin 4.9.1 maddesinin b bendi uyarınca “Günübirlik Tesis Alanı” olarak 1/5000 ölçekli nazım planının yapılarak ilgili koruma kurulundan izin alınmasında Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirilmesi ve Planlama Genel Müdürlüğünce bir sakınca olmadığı belirtilmektedir.

“I. derece Doğal Sit Alanı” olarak tescil edilen 9 nolu parselin Doğal Sit Alanı koşullarına uygun olarak günübirlik kullanımda(piknik ve rekreasyon alanı) hazırlanmış projeleri 24/07/2007 tarih ve 13/575 sayılı yazımız ile Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne iletilmiş olup, 29/11/2007 tarih ve 3164 sayılı kurul kararında; “…9 parselde yer alan Apostol 1. derece doğal sit alanının ağaç rölevesinin uygun olduğuna; Piknik ve Rekreasyon Alanı Peyzaj düzenleme projesinin prensipte uygun olduğuna, gazino, tuvalet ve binaları ile birlikte su yollarının uygulama ve detay projelerinin değerlendirilmek üzere Kurulumuza iletilmesi “gerektiği belirtilmiştir.

Peyzaj Mimarı Tolga AYDAR tarafından, anılan kurul kararında belirtilen uygulama ve detay projeleri, 23/01/2008 tarih ve 13/bila yazımız ile Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne sunulmuştur.

ÇINARLI (PALATA) ÇEŞMESİ

Erdek’in bir kilometre kuzeyinde, oluğundan her zaman bol ve soğuk bir su akan Palata Çeşmesi vardır. Çeşmenin Rumca adı Pağathon (riaydeov) idi. Bu isim (Pan ağa- ton) dan veya kaynak anlamına gelen (Piğoten)den gelmiş olabilir (“). Çeşmenin şimdiki adının da Pağaton kelimesinin değişik bir şekli olduğu anlaşılıyor.

  Hasluck bu çeşmenin, Argonautika’da adıgeçen A r t a k e Çeşmesi olması ihtimalinden bahsediyor. Dr. Makris de bu fikirdedir. Çeşmenin aynı yerde bulunduğu iddia olunursa bu fikir kabul edilemez. Çünkü Argonautlar‘ın Argonun taş çıpasını koydukları Artake çeşmesi veya menba, yanaştıkları yerin pek yakınında, yâni hemen deniz kıyısında bulunduğu halde Palata Çeşmesiyle deniz arasında bir kilometreden fazla uzaklık vardır. Bir an için bu aradaki toprağın yüzyıllar boyunca biriken alüviyonla meydana geldiği düşünülse bile, deniz seviyesinden asgari 50 metre yüksekte olan çeşmenin bu durumu nasıl izah olunabilir? Eğer tarih çağları içinde böyle bir yükselme vukua gelseydi bunu bilmemiz, yahut bütün çevrede aynı surette kendini belli edecek olan diğer değişiklikleri de görmemiz gerekirdi. Halbuki civarda bu gibi belirtiler yoktur. Mamafih, Artake Çeşmesi’yle Palata Çeşmesi’nin aynı menba suyunu verdiklerini tasavvur etmek de mümkündür.

Bu takdirde, ya çeşmenin suyunun eskiden, çok daha aşağıda bir yerden kaynadığım, yahut ta şimdiki yerinden doğan suyun her­hangi bir suretle deniz kıyısına akıtıldığını farz etmek gerekiyor. Zaten, bugün bile Palata suyu açık ve gayrı muntazam yollarla sahile kadar indirilmekte ve deniz kenarındaki bir çeşmeden akıtılmaktadır. Aynı suyun, yakın zamanlara kadar daha düzgün bir yolla kıyıya veya kasabaya sevk edildiğini gösteren kesin bir işaret de vardır. Çeşmenin güney-batışında, denize doğru inen yolun başlangıcında ve solunda, Erdek yönüne doğru devam eden bir suyolundan kalma 15 santimetre çapında künk borular bulunmaktadır.

Şimdiki Palata Çeşmesi, yontulmuş, Pembe renkli taşlardan yapılmıştır. Cephesinde, mihrap şeklinde bir kemer mevcuttur. Yalnız yalağın iki yanında ve çeşmenin üstünde mermer kullanılmıştır. Bir gün, bunların yapılışını incelemek için çeşmenin üstünde çıktığımız zaman kenarları korniş şeklinde yontularak çeşmenin tepesine kapatılan ve demir bağlarla birbirine kenetlenen mermerlerden birisinde Yunanca bir kitabe bulunduğunu görmüş ve Erdek Müzesine kaldırmıştık. Bu, hoş bir buluş veya rastlayış olmuştur. Çünkü şimdi Müzede 16 numaralı kaide üstünde duran kitabe aynen Paul Lucas’nın kitabının sonundaki (2) numaralı kitabedir. Lucas onu Kyzikos’da büyük bir yıkının taşları arasında görmüş ve kopyasını almıştı. Kitabe şudur : Bizim de, tam 245 yıl sonra, fakat Kyzikos’da değil, Erdek yakınında bulduğumuz mermer taştaki yazılar harfi harfine onun gördüğü kitabedekinin aynıdır. Yalnız, demirle diğer mermerlere bağla­mak için ikinci satırın başındaki (T), (A) harfleri ve son satırdaki (E) harfi biraz zedelenmiştir. Kitabenin, mermerinden istifade etmek üzere Kyzikos’tan Erdek’e getirildiği, art kenarı yontularak Palata çeşmesinin tepesinde kullanıldığı ve bu suretle çeşmenin 1704 tarihin­den sonra yapıldığı anlaşılıyor.

Palata Çeşmesinden doğuya doğru yükselen Oduncu yolu’nun sağında, solunda bazı büyük mermer ve granit blokları ile bina te­melleri göze çarpıyor. Bu işaretler, vaktiyle çeşme civarında bir is­kân bölgesinin bulunduğunu göstermektedir.

TAVŞANLI ADA

 Seyitgazi burnunun güney-batısuıda, ondan 800 metrelik dar , bir boğazla ayrılmış olan, tamamen taşlık ve ağaçsız Tavşanadası bulunmaktadır. İsminden de anlaşıldığı gibi, pek fazla .tavşana tesadüf edilen bu adada bitki olarak bilhassa gayet bol baldıran ( apiganus) yetiştiğinden, burasının Rumlar arasındaki adı Apiganusa idi.

Strabon ve Plinius’un bahsettikleri Artake Adası ’nın burası olması ihtimali de vardır. Lucas, ismini açıklamadığı bu adayı gezmiş ve bütün sene, içinde su bulunduğu söylenen bir mağara ile bazı eski kale yıkıları görmüştür.

Ondokuzuncu yüzyıl başında buraya gelen Prokeschiki sarnıçla bir kale yıkısı bulmuştur. Onun, yapı biçimi bakımından, Cenevizliler tarafından Boğaziçi’nde inşa edilen kuleye benzettiği bu yıkının uzun tarafında üç büyük, bir küçük kule vardı. Giriş yeriyle arkası da bir kule ile korunuyordu.

27 Nisan 1949 günü bu adada yaptığımız araştırmada, kale yıkısına benzer bir kalıntıya rastlamadık. Tepede, nirengi noktasının 50 metre kadar batısında, Prokesch’in bahsettiği sarnıçlardan ancak bir tanesini bulabildik. Sarnıcın kubbesi, dikine konmuş kare tuğlalar ve horasanla örülmüş, zeminle duvarlar gayet kuvvetli kırmızı harçla sıvanmıştır. Üst kısımda, bir kaç tane su oluğu vardır. Sarnıcın genişliği 2 m. 70, boyu 5 m. 37 ve yüksekliği 4 m. 22 dir. İçi yarı yarıya taş, toprakla dolmuştur. Adanın tepesindeki nirengi işareti yakınında bazı temel kalıntıları ve mermer bina parçalan ile kısmen toprağa gömülmüş büyükçe bir mermer sütun. görülmektedir. Bulduğumuz ve Erdek Müzesine taşıttığımız istavrozlu bir kemer altı başlığı ile Bizans sarmaşıkları ile süslü mermer levhalar, burada bir Bizans kilisesinin varlığını açıklamaktadır.

Adanın kuzey-doğusunda, insan elinin yardımı ile meydana gelmiş az derin, pek küçük fakat emin bir limancık vardır.

MUHLA KALESİ

Bugün Muhla adı verilen kale yıkısı, Erdek’in beş kilometre ka­dar kuzeyinde, Ocaklar köyü ile Erdek arasındaki verimli ovayı çev­releyen tepelerden birinde bulunmaktadır.

Muhla isminin kalenin son Rumca adı olan Moukhlia veya Moukhlies (MouxXieç) den geldiği muhakkaktır.

Georgios Kyzikenos daha evvel yani 19.yy. başında buraya Keramidas (Kiremit) dendiğini bildiriyor.

Hasluck, bu kalenin yapılışının Kersonesoslular’a atfedildiğini ve 1233 de, Haçlılar’ın döküntülerinden Jean de Brienne tarafından zapt edildiğini yazmaktadır.

Kale, doğu, batı, güney yamaçları dik ve kuzey tarafı arkadaki dağa yaslanan, ovaya hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Genel görünüşü, doğu-batı yönünde uzanmış takriben 200 x 50 metre boyutunda bir dikdörtgene benzer biçimdedir.

Kuzeyde bulunan duvar ve burçlar büsbütün yıkılmış, batı ve güneydekiler nispeten sağlam durumda kalmıştır. İki metre kalınlığındaki duvarlar yontulmamış granit taşlan, kiremit ve kireçle yapılmış, dış yüzleri oldukça düzgün şekilde işlenmiştir.

Kalenin, yedisi yarım yuvarlak ve kuzey köşedeki bir tanesi de dörtgen olmak üzere sekiz burcu vardır. Güneyde bulunan üç küçük yuvarlak burçtan en batıdakinde, burç bedeniyle kale duvarı arasında bir giriş yeri seçilmektedir; bunun üstü kubbelidir. Güney-batı kulesi de kalıntının en iyi muhafaza edilmiş yerlerinden birini teşkil etmektedir. Kalenin içinde, güney-doğu köşesine yakın bir yerde 10 x 5 x 8 metre boyutunda dikdörtgenler prizması şeklinde bir sarnıç vardır. Kireç ve granit taşı ile örülmüş bulunan sarnıç duvarlarının yüzlerine iki santimetre kalınlığında horasandan bir sıva çekilmiştir.

Biçim ve malzemesinden Muhla Kalesi’nin Ortaçağ’da yapıldığı anlaşılmaktadır.

Dr. Makris, Muhla’nın üzerinde, Profitis tlias denilen bir tepede granit kayalar üzerine, büyük harflerle oyulmuş (O P) harflerinin bulunduğundan ve bunların, sınır anlamına gelen (O PI O N = Orion) kelimesinin baş harfleri olması ihtimalinden bahsediyor.

KİRAZLI MANASTIR

Kirazlı Manastırı, Rumlar arasındaki adı ile Panagia Theotokos Faneromeni’nin restore edilmesidir. Keşişlerin tüm vergilerden muaf olduğunu yazan 400 yıl önceki bir fermandan manastırın 16. Yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Manastır, 19. Yy. sonunda yeniden ayağa kaldırılmıştır. Rumlar zamanında manastırın “Kapıdağ’ın Dini Merkezi” olduğu anlaşılmaktadır. Çok sayıda odaya sahip olan manastırın orta avlusunda bulunan kilisede “Meryem Ana Ikonu”nun şifa dağıttığına inanılmış, bu nedenle manastır yoğun hac aktivitelerine sahne olmuştur. Ağustos ayında yapılan bu hac ziyaretlerinin, dini ve tıbbi özelliği yanında mevsimlik hasat festivali gibi bir özelliğiyle de bölge ekonomisine büyük canlılık getirdiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan manastırda oturan din görevlileri, manastır çevresindeki arazilerde tarım ve hayvancılık yaparak gelir sağlamışlardır. Avşa Adası’nda bulunan benzer özellikteki manastır hakkında Fener Rum Patrikhanesi Kütüphanesi’nden edinilen bilgilere göre adadaki bağcılık ve şarapçılık ticaretinin manastırın tekelinde bulunduğundan yola çıkara, çok büyük ölçekteki Kirazlı Manastırı’nda da aynı faaliyetin yapıldığı düşünülmektedir.

Yorumlar